CHİRON HİKAYESİ

CHİRON HİKAYESİ

İNŞİRAH EYLE YA RAB RUHUMUZA İNŞİRAH

 

Evet vardı yaralarımız

Dermanı bulunamamış, belki de şifasız

Arayıp da bulamadıklarımız nelerdi?

Ama bir yerlerde eksiktik

Sorun neydi? Çaresizliğimiz mi?

Belki de korktuklarımız, kaçtıklarımızdı.

Hatta vardı sorgularımız

Çünkü çoktu öğrenemediklerimiz.

Ve kırgınlıklarla kabullendiklerimiz

Dönüşümümüzün anahtarı mıydı?

Bu anahtar; diğer tarafa geçiş bileti miydi?

 

Chiron astrolojide eksik yanlarımızı, yaralarımızı, kendimizle uyumlanamadığımız noktaları, ayrıntılara takıldığımız alanları, ölüme yakınlık ve ölümle farklı bir üst boyuta geçişimizi, şifalandığımız, şifalandırdığımız, bilgeliğe edinimlerle ulaştığımız ve diğerlerine de bu edinimleri öğrettiğimiz yere işaret eder. İnançlarla ilişkili olan Chiron bir noktada yüksek inanç verirken, bir anlamda da inançlarda yaşanan hayal kırıklıklarına da vurgu yapar. Magi astrolojisinde Chiron evlilik veren bir gök cismi olarak da kabul edilir. Belki de sevgi bu Dünya’dan öbür aleme çıkış noktasında anahtardır.

Chiron Satürn ve Uranüs arasında kalan asteroid veya mini planet (gezegen) olarak da düşünülür. Bu sebepten planetoid de denir. Hatta kuyruklu yıldız olduğunu savunanlarda vardır. Bu planetoidi Charles T. Koval  1 Kasım 1977’de keşfetmiştir. Sembolüne baktığımızda ise anahtara benzediğini görürüz. Oval bir daire üzerinde K harfine benzeyen bir sembolü vardır. Yörüngesi kararsız ve düzensizdir. Dış merkezli yörüngesinde seyrini yaparken bazen Satürn’ün yörüngesinde Jüpiter ve Satürn arasında dolaşırken, asıl seyrine geçişte ise Satürn ve Uranüs arasında seyrine devam eder. Bu sebepten Satürn ötesine geçişte bir anahtar olarak kabul edilir. Bu Dünya’dan edinimlerle kazanılmış her ne varsa anahtarla Satürn ötesine bizi taşıyabilir. Çünkü bir nevi Miftah-ül Alem’dir. Yani alemlerin anahtarıdır.

Chiron mitolojisinde yarı ölümlü ve yarı ölümsüzdü, bu sebepten ölümlülerin dünyasına da, ölümsüzlerin dünyasına da yabancıydı ve dışlanmıştı. Anne ve babası tarafından sentör olduğu için dışlanması ise ilk manevi yarasıydı. Apollo’nun yetiştirdiği Chiron onu her anlamda eğitimli ve bilge olması için yetiştirmiş, bildiği her şeyi öğretmişti. Tüm ölümsüzlere ve sentörlere öğretmenlik yapıyor ve öğrenmeye de devam ediyordu. Zeus’un oğlu, yarı ölümlü olan Herakles (Herkül)’e de öğretmenlik yapıyordu ve öğrencisi olan Herakles sentörlerle savaşırken yanlışlıkla zehirli oklarından birini Chiron’a saplar ve yarı ölümsüz olan Chiron’u istemeden de olsa sonsuz ve tedavisi mümkün olmayan bir acıya gark eder. Chiron ahlaki kurallara, savaş eğitimlerine, bilgelik gerektiren tüm bilimlere, astrolojiye, müziğe, sanata ve özellikle zehirli okla yaralandıktan sonra tıbba hakim olmuştur. Yarasını iyileştirmek için birçok bitki tedavisi öğrenmiş bu süreçte herkesin derdine ve hastalığına çare bulmuş ancak kendi yarasını bir türlü iyileştirememiştir. Sonuç olarak Prometheus’un yerine geçerek ölümsüzlüğünden vazgeçmiş ve ölümle acısını sonlandırmıştır.

Chiron’un keşif haritasına baktığımızda ASC ‘de yay burcunun yükseldiğini görüyoruz. Yöneticisi Jüpiter ise yüceldiği yengeç burcunda Ay ile kavuşuyor. Mitoloji de bir sentör olarak kabul edilen Chiron’un,  yay burcunun sentörlerle ilişkisini bilenler için ASC’de yay burcunun yükselmesi daha anlaşılır olacaktır. Nitekim Jüpiter’i de Zeus ile ilişkilendiren Yunan Mitoljisinde, Zeus’un Chiron’u ölümlü olmayı seçip, Prometheus’un yerine geçtikten sonra ölmesi ile yıldız olarak gökyüzünde ona yer vermesi Jüpiter’in yöneticiliğini yaptığı bir yükselene uyumlu olacaktır. Harita da Jüpiter’in retrograde (geri hareketli) olması da geçmişten gelen bu hikaye ile bütünlük kazanacaktır. Chiron’un keşfi bu sebepten sanki bir nevi varlığını Ay altı aleme (Ay yengeç burcundaydı haritada) kendini tanıtması olarak da görebiliriz. Chiron keşif haritasında yine geri hareketli ve boğa burcunda yerleşmiş. Boğa burcunun yöneticisi Venüs terazi burcunda ve yücelim yöneticisi Ay ise önceden belirttiğim üzere yengeç burcunda ikamet ediyor. Venüs terazi burcunda Plüto ve Kuzey Ay Düğümü ile kavuşum yaparak 10. Eve yerleşmiş. Bu stelyum enerjisi ve terazi burcu bir nevi Chiron’un Dünya’ya yeraltından (Plüto) ya da görünmeyen alemden gelip dengeleri ve mizanın varlığını hatırlatmak istediğini, gidilecek yolda toplumlara (KAD) adalet ve dengelerin kefesine karşı uyarıda bulunmak istediğini gösterir gibidir. Terazi burcu islami nizamda bu Dünya’dan geçişte diğer aleme açılan kapıda artık geçiş yapılan burç olarak kabul edilir. Yani Dünya’nın burcu artık terazi burcu olur. Chiron’un haritada 4. Evde yani yengeç burcunun kendi evinde ve Dünya’nın burcunda olması (bazı astrologlara göre boğa burcu Dünya’nın burcudur) ve hatta geri hareketli olması, bu Dünya insanına yine bu Dünya’dan geçtiğini, ancak bu geçişin bir son olmadığını, dönüşümle vuku bulan bir varlığın her zaman değerini sürdüreceğini anlatır gibidir. Chiron ilginçtir ki Ay’ın şeref derecesinde yani boğa burcunun 3 derecesinde keşfedilmiştir.

Harita da Satürn ve Mars’ı aslan burcunda ve her iki planetin (gezegen) dispozitörünü (yönetici) ise akrep burcunda Uranüs ve Merkür ile kavuşum yaparak, astroloji de stelyum açı kalıbı adı verdiğimiz bir açı kalıbını oluşturduğunu görüyoruz. Aslan burcunun yöneticisi Güneş’tir.  Yani haritanın Güneş’i akrep burcundaki yıldız kümesine eşlik ediyor ve Mars akrep burcunun yönetici gezegeni olduğundan Mars ile mutual reception dediğimiz karşılıklı ağırlama ile destek veren yerleşimdeler. Dönüşümle ( ki bu dönüşüm acılı bir dönüşüm olmuştur) bir nevi ölüp yeniden var olmakla Uranüs ve Satürn arasındaki yörüngesinden haber vermek istemektedir. Ölüm var ve hepimiz bir gün aklımızın almadığı bir alemde var olmaya devam edeceğiz. Satürn ve Mars’ın aslan burcunda yerleşmiş olması ise aldığı zehirli (Satürn) Ok (Mars) darbesi sonucu oluşan yara ile tanınmasını tam anlamıyla karşılamaktadır. Hatta çıkan savaş sonucu yaşanan acı da bu semboliği tanımlamaktadır.

Tüm bu yazdıklarım kimine karmaya ve mitolojiye inandığımı düşündürebilir. Ancak durum öyle değildir. Evet Uranüsyen bir anlatım oldu lakin sabırla okumaya devam etmenizi rica edeceğim. Chiron mitolojide gezinen, dolaşan anlamındadır. Mitoloji bildiğiniz gibi efsanelerle oluşmuş kültürel hikayelerdir. Kültürlere göre yaşanmış bazı hikayeler devşirilerek ve değiştirilerek kabul edilmiş olsa da bu yaşanmışlıklarını bertaraf edilemez kılar. Açıkçası bu mitler zaten yaşanmış olan hikayeleri anlatmaktadır. Sadece kültürel inançlarla değişime uğramışlardır ve bizler özünde yatanı bulmaya çalışmaktayız. Bu sebepten mitolojiyi ötelemek doğru olmayacaktır. İslami inanışta Hızır (a.s.)’ı çoğunuz biliyorsunuzdur. Ve hatta hıdrellez mitinden de anlaşılacağı üzere birçok kere bu Dünya’ya insanlar için yardıma gelen Hızır ve İlyas (a.s.) ‘a vurgu yapacağım. Prof. Mahmut Erol Kılıç Bey’e göre İdris (a.s.), Hızır (a.s.) ve İlyas (a.s.)’ın aynı kişiler olduğunu ve zaman içerisinde farklı karakterler olarak ortaya çıktığını beyan etmektedir. Hatta bir inanışa göre de Lokman Hekim’in de Hızır (a.s) olduğu ileri sürülmektedir. Çünkü her birine benzer özellikler atfediliyor. Bu bağlamda bakarsak Yunan mitolojisinde ki Hermes ve Asklepios’da aynı özellikleri taşıdıklarını okuruz. Kişiler ve mitler birbirleri ile karışmış olsa da, taşıdıkları anlamlar açısından bakıldığında uydurma olmadıkları anlaşılabilir. Hızır (a.s.)’da bir gezgindi ve birçok ilme sahipti. Bu ilimleri de insanlık için kullanmaktaydı. Chiron’un hikayesine baktığımızda Hızır (a.s.) olabilir mi sorusu haliyle aklıma geliyor. Mitolojisini birçok yerden okuyabilirsiniz. Yazıyı çok fazla uzatıp sizleri sıkmak istemiyorum. Lakin soru işareti oluşturup araştırmanıza vesile olursam elbette sevineceğim.

Hızır Arapça kökenli bir isimdir ve anlamı ‘’YEŞİL ADAM’’’dır. Hızır (a.s.)’ın oturduğu kuru yeri yeşillendirdiği söylenir. Ve yukarıda da yazdığım gibi boğa burcunun yönetici gezegeni Venüs’tür ve Venüs’ün rengi yeşildir. Rivayete göre Ab-ı Hayat suyunu içmiş ve ölümsüzleşmiştir. Bir rivayete göre de Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva (a.s.)’nın cesetlerini Hz. Nuh (a.s.)’a getirdiği için Allah’ü Teala tarafından çok uzun bir ömürle mükafatlanmıştır. Sürekli olarak gezen Hızır (a.s.) Chiron’un gezici ve dolaşan anlamına da karşılık gelir. Öte yandan insanların sıkıntılarında, hastalıklarında, dertlerinde her zaman yardımcı olmuş, şifa kaynağı bulmuş ve insanlara birçok anlamda bilgi öğretmiştir. Hızır (a.s.) ile ilgili geniş bilgiyi de araştırmanızı tavsiye ederim. Benzerlikler sizin de ilginizi çekecektir.

İNŞİRAH EYLE YA RAB RUHUMA, GÖNLÜME İNŞİRAH

İnşirah; ferahlamak, gönül açılması anlamındadır. Kur’an-ı Kerim’de 8 ayetten oluşmuş olan 94. Suredir.

Bismillahirrahmanirrahim (Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla)

1.Elem neşrah leke sadrek  (Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?)

2.Ve vada’na ‘anke vizreke (Yükünü senden alıp atmadık mı?)

3.Elleziy enkada zahreke (O senin belini büken yükü .)

4.Ve refa’na leke zikreke (Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?)

5.Feinne me’al’usri yüsren (Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.)

6.İnne me’al’usri yüsren (Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.)

7.Feiza ferağte fensab (Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul,)

8.Ve ila rabbike ferğab (Yalnız Rabbine yönel.)

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin yaşamış olduğu sıkıntılarla ilgili bir teselli ve müjde babında indirilmiş olan bu sure bizlere de birçok anlamda uyarıcı niteliktedir. Ne diyor ayette?

  1. Feinne me’al’usri yüsren. (Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.)
  2. İnne me’al’usri yüsren. (Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.)

Bu sureyi her zaman okuyunuz ve özellikle 5. ve 6. ayetleri eğer inanıyorsanız, kendinize zikir eyleyiniz. Çünkü zorlukların kolaylaşmasında bir anahtardır bu ayetler.

Gelelim Chiron ile bağlantısına. Ve İnşirah neydi, ferahlıktı, gönlün genişlemesiydi. Nasıl bir ferahlık elde edilmekteydi? Allah’ü Teala Resulüne ‘’Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi’’ dedi. Bu nasıl olur ki? Burada bir müdahale vardır. Bu bir nevi cerrahi müdahaledir. Hasta doktorundan şifa istediğinde çekeceği tüm acılara rağmen o müdahalenin altında inlese de yatar. Çünkü sonunda ferahlık vaki olacaktır. İçinde acı, yara, dert, keder barındıran bu müdahale bir yüzleşmeyi de çağrıştırmaktadır. Ve doktor hastasına sormadan da gerekli müdahaleyi yapmak durumunda kalabilir.

Ferahlığa erişmek için önce temizlenmek ve arınmak gerekir, bu arınma her türlü anlamda düşünülebilir. Hayatın her evresinde ve her alanı için geçerlidir. Acılarımız, yaralarımız daima bizimle olacak ve eksik olduğumuz alanlarda sıkıntılar yaşayacağız. Bir yandan yüzleşirken, bir yandan tedavi sürecine gireceğiz ki bu manevi ve hem maddi bedenin ve hem de hayati düzenin içinde var olanın tedavisi için gereklidir. Tüm süreç dahilinde dolaylı ve doğrudan yapılan müdahaleler bizim dönüşümümüzü, kendimizi ve diğerlerini kabullenişimizi de beraberinde getirecektir.

Chiron’un boğa burcunda iken keşfedilişi var olanın sabitliğini değiştirmenin zorluğunu gösteriyor. Tabii Güneş’in akrep burcunda yerleşmesi de kendimizde var olanın bütünlüğünde dönüşümün Uranüs’le beraber hem beklenmedik zamanlarda olabileceğini, hem de öğrenilerek(Merkür ile kavuşumlu Güneş)  ve farklı yollardan alışkın olmadığımız rutin dışı olanlardan gerçekleşebileceğine vurgudur. Kaldı ki Mars ve Güneş karşılıklı olarak kendi yönetimlerinde olan iki sabit burcun (aslan-akrep) ağarlamasında yerleşmişlerdir. Bu durum haliyle dönüşümün zorluğuna vurgu yapmaktadır.

Chiron kendi yarasını iyileştirememiş, ancak diğerlerine bulduğu kaynaklar aracılığıyla şifayı sunabilmişti. Evet Chiron’un olduğu yerde kişi acısını, yarasını kabullenmek durumunda kalacaktır. Ancak kişinin kendinde şifalanmayı başaramadığı bu yerleşim, bir başkası aracılığı ile şifayı bulabileceğini de göstermektedir. İnsanlar birbirlerine bağlıdırlar, kaynaktan gelen aktarımla bu sebeple bu bağ reddedilemez. Bir nevi doktorun tedavisini, müdahalesini mecburiyetler ölçüsünde, tüm dirence rağmen kabullenmek gibidir.

Chiron’un mitolojisinde kabulleniş ve dönüşüm, diğerinin yani Prometheus’un yerine geçmekle bulunmuş ve ölümle yıldıza dönüşmüştü. Bu ironi sizi korkutmasın, sadece var olanın bütününde size ölümcül gibi gelenin ardında çok daha büyük ve sizi asıl siz yapacak olanın dönüşümü olarak bakmalısınız. Bir nevi empatik yer değişimin bağrında taşıyan bütüncül bir döngüden bahsetmekteyim. Zor olanı başarmak, yarayı kabullenmek, elimizde olmayan nedenlerle çektiğimiz acılarda ve yara aldığımız alanlarda bir başkasından gelecek olan yardımın, bilinçli veya bilinçsiz, zor yoldan da olsa bizdekini temizleyebileceğini kabullenebilmek anahtarın açtığı bir başka kapıdır. Ve tabii ki yaratana güvenip bize sunulanın ardında yatanda bambaşka sebeplerin olabileceğini kabullenebilmek sırrın belki de en kabul ediliridir.

Ameliyat, yaraya neşter vurmak, göğsün genişlemesi, temizlenmek ve arınmak, ardından feraha kavuşmak, dolayısıyla rahatlamak.. Peygamber efendimiz (s.a.v.) manevi bir ameliyattan geçmiştir. Bu ameliyat kolay olabilir miydi? Hele ki acısız olması mümkün müydü? Yaradan meleklerine emreylemiş ve manevi alemde, gerekli temizlik yapılmış, neşterle göğüsün içinden alınması gerekenler alınmıştı. Bunun için izin alınmamıştı. Çünkü yaradan Resulü için gereken ne ise zaten bilmekteydi. Bizim durumumuz da böyledir. Bizi yaradan bizi bizden iyi bilir ve elbet gerekli olanla bizi biz olmamız ve habisleşmiş olanın temizlenmesi için, temizlenemeyenin temizlenmesi için bizim yapamadığımızı başka vesilelerle hayatımızda yapmamız adına karşılaştığımı olay veya kişilerle bizlere sunmaktadır.

Kolay mıdır? Hayır elbette değildir, keyifle ameliyat masasına yatılmaz. El Cebbar ism-i şerifini yani esmasını bilenleriniz vardır. Manası; Allah’ın dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olması, kullarının işlerini yoluna koyması ve eksikleri gidermesi, kırıkları onarması ve dertlere derman vermesi. Çok büyük ve azametli padişah olmasıdır. Yaradan elbette aklımızın almayacağı büyüklük ve azamettedir. Bizim için en doğru olanı da bilendir. Ne diyor mana da, istediğini zorla yaptırmaya muktedir ve kullarının işlerini, eksiklerini gideren, dertlere derman veren, kırıkları onarandır. İşte zorla dilediğini yaptırmaya muktedir olmasında ki mana yine kulu için gerekli olanı zorla da olsa yaptırmasıdır. Çünkü beşer olan bizler, Hakk’ın bizim hakkımızda doğru olanı bildiğini bilmek durumundayız.

İnsanlar, hatta tabiatta var olan her mahluk ve evrende olan her cisim silsile halinde birbirlerine bağlıdır. Tek olarak yaratılmadık ve teklik yaratılmış olana mahsus değildir. Birbirimize muhtaç olduğumuz bu alemde nasıl olurda birbirimizden uzak kalabiliriz ki? Chiron neydi?  MİFTAH-ÜL ALEM’di. Alemlerin anahtarı ve alemlerin kapısını açandı. Bu alemler zincirinde ki bağlantıda Satürn’ün yörüngesinde Jüpiter ve Satürn arasında da Güneş’e en yakın olduğu zamanlarda seyr-ü seferini yaparken, bir de Satürn ve Uranüs arasında ki yörüngesinde seyr-ü seferini yapmaktaydı. Bu seferlerde felekler arası gezerken Miftah-ül alem olan Chiron (Şiron) terazi burcunun yücelimi olan Satürn ile sürekli irtibat halinde olmaktaydı. Terazi burcunun kıyamet gününden itibaren islami nizamda Dünya’nın burcu olacağını ve artık mizanın kurulacağı zamanda burç olarak kabul edileceğini bir diğer yazı da ifade etmiştim. Bu sebepten dengeler adına da gerekli olan mizandan da bahsediyoruz. Satürn’ün sınavlarına tabi olmuş olan bizler, sınavlar sonucu edinilmiş acı ve yaralarla baş edemediğimiz evrede Chiron’u bir araç, anahtar olarak kullanmak durumundayız. Çünkü Chiron beşeri felek olan 7 kat feleğin geçişinden sonraki feleklerde bir girizgahtır ve bu girizgahın kapısını açan bir anahtardır. Bunu yörüngesinden dahi anlayabilmekteyiz.

Bir not olarak; tüm gezegenler sadece aracıdırlar, bu vazifeyi onları ve bizleri ve tüm evreni yoktan var eden Allah (C.C.) vermiştir.

Chiron’un mitolojisine tekrardan bir uğrayalım. Hatırlarsanız Chiron’un babası Cronos yani Satürn’dü ve annesi Philyra tarafından dışlanmış ve reddedilmişti. Aslında Philyra, sentör olduğu için Chiron’u reddetmişti ve Cronos ise sentör olan ve kendisinden yarı ölümsüzlüğü alan oğlunu hiç tanımamıştı. Ve Chiron hem dostu ve hem de öğrencisi olan, kendisi gibi yarı ölümlü Herakles (Hercül) tarafından istemeden zehirli ve ölümcül okla yaralanmış, ancak ölümsüz tarafı ile ölemediğinden sonsuz bir acıya gark olmuştu. Onca çare aramasına karşın acısını dindirecek bir şifa bulamamış ve sonunda Zeus’un (Jüpiter), Prometheus’u cezalandırması (ceza,  bir kartalın onun ölümsüz olan ciğerini yemesiydi ve bitmeyecek bir cezaydı, tek çaresi ölümü kabul edecek bir ölümsüz ile yer değiştirmesiydi) sonucu Prometheus’un yerine ölümü kabul ederek geçmesi sebebiyle acısını sonlandırmış oldu. Zeus bu davranışını onu gökyüzünde bir yıldız olarak ödüllendirmesi ile sonuçlandırmıştı. Prometheus bazı kaynaklarda Uranüs olarak geçer. Kısacası Chiron’un yörüngesi mitolojisi ile oldukça uyumlu bir yörüngedir. Bağlantıları yazdıklarım vasıtası ile umarım anlamanızı sağlayabilmişimdir.

Son olarak Chiron’un zorlaştırıcı etkilerini hafifletmek için esmalardan faydalanmak isteyenlere önereceğim esmaları ve anlamlarını yazacağım.

Ya Cebbar, Ya Kuddüs, Ya Şafi esmaları Chiron’un aracı olduğu zorlukların kolaylaşmasında destek ve ferahlatıcı olacaklardır İnşallah. Esmaları ebced sayılarına göre çekmek isteyenler için ebced hesaplarını da yazacağım, lakin sayılara takılmadan da çekebilirsiniz. Sayıları takılmadığımı ve sadace anlamlarına önem verdiğimi belirtmek isterim.

Ya Cebbar (ebced değeri 206’dır);

1.Allah’ın dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olması.

  1. Kullarının işlerini yoluna koyması ve eksikleri gidermesi.
  2. Kırıkları onarması ve dertlere derman vermesi.
  3. Çok büyük ve azametli padişah olması.

Cebir, “Kırık kemiği sarıp bitiştirmek,eksiği bütünlemek” mânasına geldiği gibi, “icbar etmek”, yani, “zorla iş gördürmek” mânasına da gelir.

Ya Kuddüs (ebced değeri 170’dir);

Allah Kuddüs’tür;  bütün kusur ve noksanlıklardan uzaktır. Âcizlikten, fakirlikten, zaaftan ve bütün eksikliklerden münezzehtir. Bu ismin diğer bir manası ise, bütün yarattıklarını maddi ve manevi kirlerden temizleyendir. Evet, güzellik güzelden gelir, mükemmellik kemalden gelir, ihsan cömertlikten ve servet zenginlikten gelir. Bu âlem bütün güzelliğiyle Cenab-ı Hakk’ın güzelliğine, kusursuzluğuyla O’nun sonsuz ilmine, icadı ve intizamlı hareketleriyle O’nun eşsiz kudretine, hazineleriyle nihayetsiz servetine, ihsanlarıyla O’nun sınırsız cömertliğine işaret eder. Yani sözün özü; kâinat bütün güzelliğiyle ve mükemmelliğiyle O’nun kemaline ve Kuddüs ismine bir aynadır.

Ya Şafi (ebced değeri 391’dir);

Bu isim aslında Allah (C.C.) sıfatıdır. Hasta kullarına şifa veren anlamına gelmektedir. Allah (C.C.) Şafii ismiyle maddi ve manevi hastalıklara şifa verir. Cenabı Allah biz kullarına yeryüzünü bir eczane gibi yaratmış. Üzerimize takdir buyurduğu hastalıklar, dertler ve illetler için şifayı ve dermanı yine kendisi ihsan eder. Maddi ve manevi tüm hastalıklara yaradanın şifa verici olduğunun ifadesidir. Allahü Teala biz insanları her türlü sınava tabii tutar. Hastalıkları veren Allah olduğu için, hastalıklarımızdan kurtulmak ancak Allah’ın dilemesi ile gerçekleşir. Allah dilediği takdirde Şafi sıfatı ile verdiği tüm hastalıkları ortadan kaldırabilir. Şunu iyi bilmemiz gerekir ki, Allah istemediği sürece dünyanın en iyi doktorları, en gelişmiş teknolojileri ve en iyi ilaçları bir araya gelse, bir hastalığın iyileşmesi imkansızdır.

Acı bitmeyebilir, yara iyileşmeyebilir. Hem manen, yani ruhen hatta gönle zerk ederek ve hem bedenen acı içinde ve yaralı olabiliriz. Dışlanmış, yabancılaşmış da olabiliriz. Kendimizi birçok anlamda yetiştirmiş ve ya yetiştirilmiş olabiliriz. Eksik yanlarımız, noksanlarımız, inançlarımız, reddettiklerimiz, takıntılarımız, saplantılarımız, kısacası tüm yönlerimizde ki sıkıntılı ve halletmekte zorlandığımız her yönümüze dair kapının kilidini sıkıca kapatmak yerine şifayı, temizliği, hatta bir nevi ameliyatla gelene dönüşümlerimizi kabullenelim. Başkalarının bize destek vermesine izin verelim, şifalandırdığımız kadar şifalanabiliriz unutmayalım. Bir bütünün zincirindeyiz ve kırılan yer mutlak suretle istesek de istemesek de onarılacaktır. Yazılanların hepimize fayda getirmesi ve bakış açımızı değiştirmesi dileğiyle. Vatanımız ve cümlemiz Rabbimize emanetiz, saygılar.

 

YONCA BAZ (ASTROYONCA)

Telefon ve Whatsap İletişim: 0532 159 8623

Email: astroyonca@gmail.com

One Reply to “CHİRON HİKAYESİ”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir