GEZEGEN DÖNGÜLERİ ve BEŞERİ SÜRECİMİZİN MASALI

HAMDIM, PİŞTİM, YANDIM, BEZENDİM ve HAL OLDUM

Yaşlı kadın ve fincan hikayesini bilir misiniz? Aşağıda yazdıklarım hikayedeki fincanın geçirmiş olduğu evrelerle, beşeri hayatımızın evrelerinin benzerliğine atfen klavyeden geçtiler. Hadi hep birlikte gezegen döngülerinin etkilerini bir de bu bakış açısı ile gözden geçirelim.

Genelde gelen sorulardandır, neden bu kadar sıkıntı ve dert çekiyoruz ve neden benim doğum haritam bu derece zorluklar getiriyor? Kimi zaman bizim de kendi kendimizle, hatta yaratan ile söyleşilerimizde bunlar vardır! Niye ben, niye biz? Yaratan kuluna darlık ve sıkıntı verir, ah vah derken genişlik gelir ve tekrar tam sefahat anında darlık geri gelir. Kul daha gerekli olgunluğa erişmemiş ve nakkaş nakşını tamamlamamıştır. Sıkıntı dediğin şey ilahi rahmettir. Annenin evladının eline yaklaştırdığı ateş misali, büyük ateşten korumak için gösterilen küçük ateştir. Ne demişler Allah sevdiği kuluna dert verir. Sonuçta Rab kulunu bırakmak istemez ve Küll’i irade ile onu belli yollarla sınar, evrelerden geçirir, derken kulu cüz’i iradesine bırakır ve seyreder, bakar kul yaşadıklarından ne anlamış, ne öğrenmiş. Sonra daha da sınar ve yine kulu kendi ilhamına bırakır. Taki kıvama gelene kadar bu süreç sürer gider…

Tüm bu süreç içinde kul, yaratanın iradesini algılayamamış ve cüz’i iradesini bir türlü gereğince devreye koyamamışsa, bir süre sonra vazgeçilmişler arasına katılır ve bir nevi hikayedeki işlenme evresi tamamlanan fincan gibi olamayıp, işlenmesi bitirilmemiş bir çömlek olarak kalıverir, kimi ise salt çamura gark olur. Bu yüzdendir ki, kişi kendi ettiğinin karşılığını bulur.

Her birimiz birçok evreden geçiyoruz ve bunu astrolojik olarak açıklarsak astroloji de her yaşadığımız döngü ile bu işlenme evresini açıklamak az çok mümkün olabilecektir. Yaşam süresi el veren her birey 29 yaş evresinde Satürn döngüsü ile tanışır, bu süreçte zaten birçok etkiye maruz kalmış ve nice sınavlardan geçmişizdir. Disiplini, sorumluluk almayı, sınırları tanımayı ve gerektiği yerde gerekeni yapmayı öğrenmişizdir. Öğrenmeyen ise daha da öğrenmeye devam edecektir. Satürn (toprak) çamur halindeki fincanın ilk şekillendirme evresi gibi, biz de Satürn’ün halkalarında dönüp durduk, duracağız. Ömrümüz yetmişse devamında Plüto döngüsü gelir ve kişi kendini sanki yerin altına çekilmiş gibi hisseder, çaresizlik hakimdir. Dört bir taraftan kuşatılmış ve etlerinden çengellerle asılmış hissi yaşamaktadır. Acıyı dibine kadar yaşamaktadır. Bu sürece bir de Satürn gibi bir gezegen eşlik etmişse yaşadığı acıyı katmerleştirmiş ve yana yana paranoyalar atlata atlata hayatı tekrar tekrar öğrenip, yeniden fırından çıkarılmış bir hal almıştır ama tamam mıdır? Hayır 🙂 Sadece kısa etkilerle bazı süreçlerden geçecek olsak da aslında daha uzun bir döngü daha, oldum diyeni beklemektedir.

Ömrü varsa kişinin, sıra Neptün döngüsündedir. Başta bir boşluk gibi gelir ama boyanma evresi tam da bu zamandır. Toprak (Satürn) işlenmiş, fırınlanmış (Plüto) ve boyanmaya (Neptün) başlanmıştır. Gıdıklanır, başta hoş gelir sonra anlam veremediği bir hal alır ve canı anlamsızca acır. Dalar, toparlanmakta zorluk çeker, sanki her şey manasızlaşır, uyuşukluk vardır halinde. Kendine gelmekte, hayata uyumlanmakta zorlanıyordur artık. Ta ki yaratanına sığınıp teslim oluncaya kadar anlayamaz nedenini, derken ilahi gücün onun için istediklerini kavramaya başlar, rahatlar, akışına bırakır. Süslenmiştir, boyanmıştır, ne de güzel olmuştur fakat hala bilmemektedir.

Birden bambaşka bir evreye geçer. Sıra Uranüs’tedir. Değişmek zorundadır ve her ne kadar misalde ki fırınlanma ile teşbihi izahı olmazsa dahi, bu evre tamamlayıcılığa adımdır. Tüm döngüler sırası ile yaşanacaksa sıra son rötuştadır ve o rötuş şeklin içsel veya dışsal izahıdır. Kişi yine anlayamaz nedenini, her şey değişmeye başlar. Birden başlayan ve birden biten şeyler şaşırtıcı ve kimi zaman candan can alıcıdır. Algılayamaz nedenini, ama olması gereken kişi olabilmesi için kalan rötuşlardır atılanlar. Bitecek olan bitmeli, o zamana kadar senin sen olma yolunda hayatına girenlerden çıkması gerekenler çıkmalıdır. Çünkü artık kendinle baş başa kalmalısın ve etrafın ne kadar dolu olursa olsun kendinle kalıp kendini bilmen gerekmektedir. Sonra dahil olması gerekenler sırasıyla tekrardan hayatına dahil olacak ve seninle devam etmesi gerekenler devam edecektir, ancak hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Bizim biz olmamız, belki de bir sanat şaheseri olmamız yolunda ki yolculuk, ömrümüz var ise aslında tamamlanmamış sadece ilk yansımasını bitirmiştir. Yaşadığımız zaman zarfınca birçok etkiye maruz kalacağız, bu bizim sertleşmemize sebep olmamalıdır. Nasırlaşmış bir yürek ve kabuklaşmış bir beden haline gelmemeliyiz. Satürn toprağı, Mars demiri yönetir. Neden mi Satürn ve Mars? Çünkü bireysel etkileşimdeki son gezegen Mars, toplumsal etkide ise Satürn’dür. Kişi geçtiği süreçlerde kendini, ya Satürn’ün toprak elementine emanet eder ve işlenmeye razı olur. Bu süreçte de pes etmemek gerekir ki, çamur veya basit bir çömlek olarak kalınmasın. Ya da Mars’ın demir elementine emanet eder ne kadar işlenirse işlensin hamuru sert olur, dayanıklı olur ama hep soğuktur ve içine krom katmamışsa da paslanmaya yüz tutmuş veya tutması an meselesidir. Demir kıymetsiz değildir ama insan olarak en zor olanıdır ve uzaklaştırır, kızdığında koru iz yapar, keskinleştiğinde ise keser atar. Yazık ki çoğu insan darbelere karşı bu kalkanlara sığınmaktadırlar. Halbuki pamuk ve ipek de çeşitli işlemlerden geçmektedirler ve şahane dokularla hayranlık uyandıracak dokunuşta kumaşlar haline gelmektedirler.

Seçim sizin ne olmak istediğinize siz karar vereceksiniz. Bu fincan hikayesi her geçtiğimiz evrenin derin bir yansımasıdır. Plüto döngüsünü Satürn’e karesiyle deneyimledim. Zamanında Satürn’ü de Plüto karesi ile deneyimledim ve sonra Neptün döngüsü, derken Uranüs ile evreye devam ettim, şimdi ömrüm vaki olursa haliyle sıradaki diyorum 🙂 Her yaşamaya devam eden için aynı evreler zamanın ruhuna ve kadersel işleyişe göre akıp gidecek. Biz yaşadıklarımızdan elde ettiklerimizle kalacağız. İyi veya kötü mutlak ders çıkaracağız, lakin dersi alacak mıyız, bir sanat eseri olacak mıyız? Yoksa sanatçıya ihanet mi edeceğiz işte burada KÜLL’İ İRADE, CÜZ’İ İRADEye şans tanıyacak. Cüz’i irade bizim tayin ettiklerimiz ve alıp değerlendirdiklerimizdir.

Hepimizin sıkıntıları var, ama kul bilmelidir ki yaşadığı hiç bir şey boşuna değildir. Yaratan eğer bir kula dert vermiyor ise ondan beklediği bir şey yoktur. Bir nevi vaz geçmişliği kişi şans adlediverir ve bir bakar ki aslında son demde her şey boşmuş. Sanatçı o kadar büyük ki, o büyüklüğü istesek de algılamamız çok zor sadece tadını çıkarmamız HAL olmamız dileğiyle ve hiç bir zaman boş ve vazgeçilenlerden olmamak duası ile.

HER BİRİMİZ SANAT-I İLAHİYYE’NİN İNANILMAZ ŞAHESERLERİYİZ.

USTA FİNCANI, YARATICI İNSANI ŞEKİLLENDİRİR.

YETER Kİ ACIDA Kİ HİKMETİ GÖREBİLELİM.

YA RAB KAHRIN DA HOŞ, LÜTFUN DA HOŞ!

Makaleyi ”Yaşlı kadın ve fincan hikayesi”nden etkilenerek yazdım, yazıya ilham olan hikayeyi aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz.

 

YONCA BAZ (ASTROYONCA)

Whatsapp ve Telefon İletişim: 0532 159 8623

Email: astroyonca@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir